Birinci  gün için, 4 Kasım 2014 Salı: #BrandWeek2014 Lovemarks Day İncelemesi

İkinci gün için, 5 Kasım 2014 Çarşamba: #BrandWeek2014 Brand Academy Day İncelemesi

Üçüncü gün için, 6 Kasım 2014 Perşembe: #BrandWeek2014 Marketing&Creativity Day İncelemesi

Herkese tekrar merhabalar. Brand Week İstanbul 2014’ün 5., İstanbul Kongre Merkezi’ndeki zirve etkinliklerinin 4. günü olan Digital&Mobile Day’de yine birlikteydik. Bugünün aslında biraz sıkıcı olabileceğini öngörmüştüm ama hem yemek öncesi oturumdaki dijital işler, hem de kapanıştaki müzik şöleni zaten tahminimin aksine sıkıcı olmayan günü bayağı eğlenceli hâle getirdi. Dijital Liderler listesinin en üst sırasında yer almak da ayrıca sevindiğim bir konu oldu, tabi bu konuda ciddi bir sıkıntı da yaşadım.

Marketing&Creativity Day’de sol ve sağ bölümden kalkan masaların da yerlerine gelmesiyle olanaklar anlamında eşitlenen salonla güne başladık. Muhtemelen bu durumdan bir şekilde rahatsız olanlar olmuş; sorun düzelmişti.

Oturumlara geçmeden önce, etkinlikle ilgili genel birkaç yorumum olacak. Diğer üç güne ilişkin yazılardaki yorumlara tekrar göz atmanız da faydalı olacaktır.

Geçen yıla göre anlamlı bir şekilde büyüyen Brand Week İstanbul, aslında tamamını takip etmeyi planlayanlar için biraz yorucu oldu gibime geliyor. 4 kongre gününe de katıldım; yorumladım ve aktardım. Bu tempoya izleyiciler olarak biz zor ayak uydurduysak organizasyondan sorumlu ve organizasyonda görevli olan kişiler kim bilir ne kadar yorulmuştur. Etkinliğin geleceğinde bu durum dikkate alınabilir. Gerçi katılımcıların genel alışkanlıklarını da bilmiyorum; belki seçme günlere katılanlar olmuştur. Sektör çalışanlarının 4 gün katılımı da ziyadesiyle zor. Eski iş yerimden yöneticilerin sadece bugüne katılabildiğini gördüm. Bu da onların toplamda çok bereketli bir etkinlikten faydalanamamaları anlamına geliyor. MediaCat Events bunun değerlendirmesini eminim yapacaktır.

İstanbul Kongre Merkezi Emirgan salonunda verilen yemekler özenli ve lezzetliydi. Bunun için teşekkür ederiz. Ancak, dört günde tüm yemeklerin aynı çeşitte olması, sabit olarak gelenler için bir sıkıntı ögesi oluşturmuş olabilir. Yemekler ne kadar güzel olsa da dört gün üst üste aynı yemekleri yemek garip olabilir. Bu boyutta organizasyonlarda yemek konusunun çok değişken olamayacağının farkındayım ama bir yolunun bulunabileceğine inanıyorum.

Dijital Liderler yapısı gelecek yıl da uygulanacaksa mutlaka elden geçirilmeli. Şu hâliyle aslında doğru şeylere odaklanmadığını düşünüyorum. Bunu söylemek için listenin en üstünde yer almak daha uygundu; bu hâlde daha rahat söyleyebileceğim. Etkinlik sponsoru olmayan ama gerçek kişilerin arkasında olduğu oluşumların hesaplarını sıralamadan çıkarmanız doğru olmayabilir. Brand Talks’tan bahsediyorum; sonuçta etkinliğe ilişkin en doğru ve yerinde paylaşımlar gördüğüm kadarıyla tarafımızdan yapıldı. İlk günün sonunda Dijital Liderler sıralamasının en üstünde yer alan Brand Talks, ikinci günün sabahında yoktu. Etkinlik sponsorlarından Bentego da kaldırılmıştı. Sponsorların orada olmasıyla sponsor olmayanların orada olması aynı şey değil. Harcadığımız ciddi emek ve özverimizle etkinliğe ilişkin anlamlı ve yerinde paylaşımlarımız, anlık, tutarlı ve doğru çevirilerimizle Brand Week İstanbul’da oluşturulan değere katkıda bulunduğumuzu düşünüyorum. Buna biraz daha saygı duyulabilirdi. Evet, o sayıda paylaşım sakin kullanıcıları bezdirebilir ve motivasyonlarını düşürebilir. Ancak, emeğin değerli bir şey olduğunu da unutmayın.

Gelelim en üst sırasında yer aldığım Dijital Liderler listesinin asıl sıkıntısına. Listenin başında ben(@berkerpandir) yer aldım; ikinci sırada Pınar hanım(@PRPinar) ve üçüncü sırada Funda hanım(@Fundalina) yer aldı. Pınar hanım etkinliğin ilk gününde yoktu; kişisel Twitter hesabımsa en üst sıradaki kişisel hesap durumundaydı. İkinci günde bir baktım ki aşağılara inmişim ve Pınar hanım lider olmuş. Nedenini anlamak için daha çok tweet paylaştım ve Brand Talks hesabından da uygun olanlarını aktardık. Diğer retweet ve favorilerle ciddi bir yayılım kazandı. Ancak yine de Pınar hanımı geçemiyordum; üçüncü günü de böyle kapatmıştık. Bugüne başlarken de benzer şekilde devam ettim ama öğlenleyin kafama dank eden bir şey oldu. Pınar hanım biraz daha tane tane paylaştığı için belli bir zamanda daha çok tweeti atabilmişti. Bu da belli bir zaman aralığında diğer herkesten fazla tweet attığı anlamına geliyordu. Etkinlikle ilgili toplamda daha çok tweet atan hesaplar aslında onu geçemezdi. Bu hipotezimi test etmek için Erdil Yaşaroğlu ve Selçuk Erdem’in sunumunda çok hızlı bir şekilde tweet paylaşmaya başladım. Erdil ve Selçuk beylerin jargonsuz oturumu da bu türden paylaşımlara olanak tanıyan bir oturumdu. Dijital Liderlik puanım ciddi bir şekilde artmaya başladı ki sadece bu oturumda 79 civarından 86’ya çıktım. Bu aşamada Pınar hanımın en hızlı tweetlediği zamanlardan hızlı olmak için canhıraş bir şekilde tweet atmam gerekti, bunu da belirteyim. 🙂 Sonra Pınar hanımı sıralamada geride bırakmış oldum. Sonraki oturumlarda paylaşım hızımı çok ciddi bir şekilde düşürdüm ve rölanti modunda puanım 85 civarına geriledi. Bu denememdeki ilhamı yine organizasyondan aldım; zira Üsküdar 2 salonu kapısı önündeki televizyondaki liderlik tablosunda alt tarafta Tweet/Dakika gibi tek başına anlamlı olmayan bir ifade yer alıyordu. Bu yüzden böyle bir deney yaptım. (Akademisyen mode on)

brandtalks-yekta-kopanYekta Kopan Dijital Liderler listesini son paylaştığında(bu neden son oldu, o da garip zaten) Dijital Liderlik algoritmasına gelen eleştirilere karşı yapılan savunmada bunun 5 günün toplamına ait bir puan olduğu yönündeydi. Baktığımda puanın daha çok belli bir zaman aralığındaki hıza bağlı olarak zıpladığını gördüm. O kadar gün attığım tweetler, yapılan retweetler ve favoriye alınan tweetler çok az bir etkiye sahip olmuş ki yaklaşık yarım saatte 7 puan artış yaşandı. Yekta Kopan’ın bu algoritmaya hakim olmamasını anlarım da etkinliğin neden hakim olmadığını anlayamadım. Bu algoritmada tehlikeli olan iki şey var ki bunlar CreaSoup’un herhangi bir çalışma ya da etkinlikteki hesaplamalarını anlamsızlaştırabilir. Birincisi, sürenin tamamı boyunca belli bir düzeyi tutturamayan birisi kısa bir zaman dilimindeki çabasıyla üst sıralarda yer alabilir. İkincisi de bu nedenle düzenli ve tutarlı şekilde paylaşım yapanlar motivasyonunu kaybedebilir. Ben az daha kaybediyordum, ta ki mevzuyu biraz anlayana kadar.

Ha Dijital Liderlik tablosu ne işe yaradı, o konu ayrı bir muamma. Etkinliğin başından beri duyurulan bu mevzu, Eric Whitacre ve Rezonans Koro’nun etkileyiciliğinden sonra hiç gündeme gelmedi. Etkinlik dağılmaya başladı, stantlar toplandı. Etkinliğin başında olanlarla etkinlik sonunda teşekkür amaçlı konuştuğumda konuyla ilgili herhangi bir şey olmadığını fark ettim. Sonra etkinliğin resmi hesabı @brandweekist’e durumu sorduğumda bana ulaşılacağı yanıtı aldım. Etkinlik bittikten sonra Dijital Liderlik tablosu açıklandı ve paylaşıldı. Bizden iletişim bilgilerimiz istendi, ilettik. Herhalde ulaşılacak. Ama böyle mi olması gerekiyordu? Etkinlik içinde duyurulan ve sürekli hatırlatılan bir hediye, bir çalışma birden etkinlikten kayboluverdi. Çok doyurucu ve dolu dolu bir etkinlikte Dijital Liderlik konseptinin gelecek için de özendirilmesi adına sahnede hediye takdimi ve salonda ilan yapılması daha doğru olurdu. Açıkçası bu hâliyle etkinlik boyunca özendirilen bir şey, etkinlik sonunda önemsizleşmiş oldu. Böyle güzel bir organizasyonda bu durum açıkçası biraz hevess(Hulusi Derici mode on) kırıcı olabilir ki böyle oldu.

Ben bir akademisyenim ve aynı zamanda genç bir profesyonelim. Hibrit bir form olarak, hem akademik hayatı hem de özel sektör yaşamının yansımalarını bir arada yaşıyor ve yaşatıyorum. Dijital Liderlik sıralamasının birinci sırasında benim yerime, sektöre girmeye hevesli benden daha genç bir arkadaşımız da olabilirdi. Ona böyle bir karşılama yapmak hoş olur muydu sizce?(Sokoloff mode on) Ben biraz muzip bir şekilde anlatmış olabilirim ama büyüklerimiz ciddiye alırsa iyi olur.

brandtalks-gamification-kates-blog-tophat-comEğer ileride Dijital Liderlik konusunda ciddi bir motivasyon kaynağı ararsanız, ben buradayım. Gamification(Oyunlaştırma) konusuna da olan ilgimle süreçlere yardımcı olabilirim. Temel bir önerim, süreci günlük aşamalara da çekmek olacak. Gün liderliği ve genel liderlik ayrımı çok karmaşıklaştırılmazsa katılımcıları, paylaşım açısından motive edebilir. Biraz da algoritma konusunda açık olmak işe yarayacaktır. Ne yapacağını bilmeden çırpınan kullanıcılar çabalarının işe yaramadığını düşünüp tamamen mevzudan uzaklaşabilir. Bu konuda Pennsylvania Üniversitesi Wharton İşletmecilik Okulundan Kevin Werbach’ın güncel çalışmalarına bakabilirsiniz. Oyunlaştırma oyun yapmak değil, baştan söyleyeyim.

Ne olursa olsun, böyle bir etkinliğe katılmaktan büyük mutluluk duydum. Başta MediaCat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Pelin Özkan olmak üzere, Necati Özkan, Güven Borça ve çok çayını içtiğim Çaykur başta olmak üzere tüm sponsorlara teşekkür ediyorum. Bu kadar büyük bir organizasyonu gerçekleştirmek kolay değil; buna cesaret edebilmek bile başlı başına bir düello. Büyük fotoğrafta bu ustaların işin altından başarıyla kalktığını görebiliyorum. Etkinliğin gelecekte daha da oturacağına inanıyorum. Gelecekte yineden bulabilmeyi bu yüzden özellikle diliyorum.

brandtalks-brand-week-istanbul-blogger-yemegi-allianz-turkiye-mediacat-onlineBu arada Allianz Türkiye’den Fatmanur Erdoğan da biz MediaCat Power 100’da yer alan blog yazarlarını Lovemarks Day’de VIP Lounge’da misafir etti. Allianz Türkiye’nin dijital halkla ilişkiler çalışmasıyla ilgili de taze taze yorumlarımızı yapma fırsatı bulduk; aynı zamanda hoş vakit geçirdik. Fatmanur Yıldız şahsında Allianz Türkiye’ye de teşekkür ediyorum ve bu tip buluşmaların artmasını diliyorum.

Biraz uzun olan etkinlik yorumlarından sonra oturumlarda sizi sıkmayacağım, söz. 🙂

1) Matt Blackborn, Starcom MediaVest Group Gelişmekte olan Ülkelerden Sorumlu Başkan, “From Storytelling to Storybuilding”

Blackborn, dijital platformlarda öncelikle metin tabanlı olan iletişimden görsel tabanlı ya da görselle desteklenmiş bir iletişime geçtiğimizi vurguladı. Antropolojik olarak kendimizi bu şekilde daha iyi ifade edebiliyormuşuz. Goldkrand’ın daha sonraki oturumda gösterdiği Fransa’daki bir mağara içi figürü düşündüğümüzde, genetik kodlarımızda gizli olan görsel iletişim yatkınlığını görebiliriz belki de. Hatta bu şekilde yazı ve konuşma dili kısıtlarından da biraz olsun arınmış olarak, iletişimi de evrenselleştirebiliriz. Her şeye giden bir çözüm olmasa da yine de ortak evrensel anlamlar, bu şekilde iletişimin yayılım alanlarını genişletebilir.

Blackborn Instagram’dan koyun satan bir hesaptan bahsetti. İletişimin içeriği, daha önceden aklımıza gelmeyen kullanıcı tarzlarıyla da zenginleşiyor. Oysa biz hâlâ çakma çanta satmaya çalışıyoruz.

2) Frank Cooper, PepsiCo Global CMO, “Marketing Models: New Generation Marketing”

Frank Cooper’ın geçen günkü sunumda pek fazla mülhem şey söylemediğini belirtmiştim. Bugünse tam tersi enerjik ve eğlenceli bir beyefendiden, kola dünyasının iki numarasının küresel pazarlama müdüründen PepsiCo’nun da yaşadığını söylediği dönüşümlerin ilhamlarını almış olabiliriz.

Öncelikle 1970’lerin masasını gördük sunumda. Sonra yıl 2014’e geldiğinde masadaki her şey bir bilgisayar ve bir telefona indirgendi. Cooper, bizim değiştiğimizden çok daha hızlı değişen dünyadaki bu değişimin eseri yazılımların fiziki sektörlerin pazarını daralttığını ifade etti. Hiç bu açıdan bakmamıştım. Bilgisayarın yapmaya başladığı bir iş, o işi yapan fiziksel araçların da sonunu getiriyor. Temel bir örnek -çoğu yer için belki hâlâ geçerli olmasa da- faks makinesi olabilir.

Bu aşamada Cooper, Marka Bekçiliğinden(Brand Stewardship) Marka Hayal Gücü’ne(Brand Imagination) geçişten bahsetti. https://twitter.com/berkerpandir/status/530635737465905152

3) Dave Schiff, Dave Schiff // Made Movement Yaratıcı Grup Başkanı ve Şirket Ortağı, “Agencies on a Mission”

Dave Schiff ABD’nin son ekonomik krizinde iflas etmemek Başkan Barack Obama’nın kapısını çalmaya giden üç büyük otomotiv şirket başkanlarından sonra yenilenebilir enerjiye de dikkat çekmek amacıyla, tamamen elektrikle çalışan bir motosiklet için yapılan çalışmadan bahsetti. Bu motosikletlerle Detroit’ten Washington’a gitmek için(yaklaşık 850 kilometre olduğunu bakınca fark ettim) yola çıkanlar, bu hareketle Shocking Obama kampanyasını taşımayı hedefliyorlar. Yolda bir sürü kişi onlara evini açmış, destek olmuş, motosikletlerini şarj etmelerini sağlamış. Yaratılan etki de muazzam olmuş ve üst düzey bir yöneticiyle görüşmeyi başarmışlar. En son da motosiklet anahtarını Barack Obama’ya postalamışlar. Zira görüşememişler, şaşırmadınız herhalde.

Schiff bu arada fazla milliyetçi gibime geldi. Toyota gibi bir firma için çalışabileceklerini, zira Indiana’da da üretim yaptıklarını söyledi. Temel kriter olarak ABD içi üretimi önemsiyor. Bizde böyle olsa ajanslar aç kalır. Ama açık pazar olmanın tek yol olmadığını düşünmenize yardımcı olduğunu umuyorum.

4) Howard Goldkrand, SapientNitro İnovasyon Direktörü, “Are We Using The Internet Yet: There’s Something Wrong with Our Approach”

Goldkrand televizyonu şu an satın alınabilecek en iyi banner reklam olarak niteledi. Banner reklamların tüketici tarafından istenmediğini de belirterek.

Buna pek katılamıyorum. Televizyonun etkilerini yeterince ölçemiyoruz diye televizyonu camdan aşağı atmanın âlemi yok. Televizyonla ulaşabileceğiniz çok büyük kitleler var ve onlar sizin hapşırarak bulaştırdığınız viral etki amaçlayan videoları değil, Müge Anlı’yı izliyor. ABD’de Müge Anlı yok ama orada da Ellen DeGeneres, Martha Stewart, Jimmy Fallon ve daha birçok önemli TV program sunucusu ve yapımcısı var. Hâlâ para kazanamasalar yayın yaptırırlar mı dersiniz?

Google Glass’in bannerla dolmuş bir hâlini göstermesi korkutucuydu. Umarım ileride böyle dönemlere gelmeyiz; gelme tehlikesini Howard bize yaşattı!

5) Enis Orhun(C-Section Ajans Başkanı ve Yaratıcı Yönetmeni), Arda Erdik(Tribal Worldwide Istanbul Yaratıcı Yönetmeni), Taylan Yapıcı(BLAB Kurucu Ortağı ve Yaratıcı Yönetmeni), Türkiye’den Dijital Case’ler

Bu oturum bizler için çok yeni olmayan ancak hep açık olduğumuz bazı çalışmalar üzerine soru-cevap şeklinde geçti. Coca Cola Görünmez Duvar, onunismine.com işleri ile birlikte Meyhanedeyiz.biz ve Beşiktaş Vodafone Arena işlerine ilişkin videoları izleyerek çalışmaları değerlendirdik.

Vodafone’un Beşiktaş sponsorluğunu Beşiktaş Vodafone İle Yeniden Kanatlanıyor adlı yazımda yakın zamanda incelemiştim. Anlamlı olan bir sponsorluğun sosyal medya ve iletişim süreçlerinin de güzel bir şekilde yönetildiğini gördüğümü belirtmiştim. İşler şu an doğru gidiyor. Tabi stat çok gecikmemeli. Arda Erdik ve ekibini tebrik ediyorum.

Kişisel olarak alkol kullanmıyorum ama Meyhanedeyiz.biz videolarını eğlenceli ve sempatik buluyorum. Forumu incelemedim ama videolarda işlenen durumlar, aslında Türkiye’nin kimliğinde yer etmiş olaylar. Olmasalar eksik olabiliriz.

Ancak şunu önemle belirteyim. Bu müşteriler çok büyük müşteriler. Coca Cola’nın işlerinde başarısız olma payı bile bulunduğu belirtildi. Böyle bir olanak tanıdığınızda daha denenmemiş şeylere yönelebiliyorsunuz. Bu tip firmalara yapılanları, firmalarla orantılı buluyorum. Biraz daha gerilla pazarlama ruhu taşıyan işleri daha şaşırtıcı buluyorum sanırım. Coca Cola’nın yaptıklarına şaşırmıyorum, şaşıramıyorum. Yapıyorlar yani, Coca Cola olunca bazı şeyleri halletme şansınız oluyor.

Bu arada Coca Cola Görünmez Duvar gibi uygulamalarda duvarın arkasında birinin olduğu ve telsizle haberleştikleri itirafı bence çok sempatikti. Açıkçası arka planda birilerinin olup olmadığını pek düşünmemiştim ama bu şekilde bir deneyime insanlarla destek vermek bence daha değerli. Otomatik bir makine olup sevgili olanları tanısaydı bu insani olmazdı sanırım.

6) Erdil Yaşaroğlu ve Selçuk Erdem, “Penguen – Mizahın İletişime Etkisi”

Penguenle ve karikatürle doğrudan kurduğum ilişki lise son sınıfı bitirmeme uzanıyor. Uzanıyor dediğime bakmayın, 8 yıl kadar oldu. O dönemden sonra özellikle üniversitede Penguen’i ve oradan ayrılan bazı çizerlerin kurduğu Uykusuz’u haftalık olarak ciddi şekilde takip ettim. Eski ciltlere de indim. Bu nedenle karikatürün ve bu adamların bende yeri ayrıdır.

Karikatür bir iletişim biçimi olarak Blackborn’un başta bahsettiği görselleşen iletişim eğilimiyle de uyumlu. Facebook’un Türkiye’de iyice yaygınlaşması sonrasında karikatürleri paylaşacak bir mecra oluştu. Şükürler olsun ki en efsane karikatürlere nasıl olduysa hiç rastlamamış kişiler de onları görüp abuk sabuk yorumlar yapabilme hakkını elde etti.

brandtalks-erdil-yasaroglu-selcuk-erdem-hurriyetMizah ve iletişim samimi olmalı dedi Erdil Yaşaroğlu. Bu yüzden zam yapma nedenini dürüstçe açıkladıklarında “Çok tatlısınız.” yazıp paylaşan bile olduğunu belirtti. Markaların böyle bir durumu olmadığına konuyu getirmesi sektörün bağlam açısından içinde olduğunu gösteriyor. Böyle markalar aslında var ama bu şekilde ifade edilmiyor. Şöyle diyelim: ABD’den yaklaşık 1000 TL fazlaya Apple iPhone almak, bizim onlara “Çok tatlısınız.” deme şeklimiz.

Aslında onlara da bir eleştirim var. Selçuk Erdem ve Erdil Yaşaroğlu eski işlerini yayınlasalar bile özür dilerler. Özür de aslında yeterli değil ama en azından eski işlerini yeni işlermiş gibi yeniden yayınladıklarına şahit olmadım. Bahadır Baruter ve Fatih Solmaz’ın köşesinde bu durum sıkça oluyor. Met-Üst(Metin Üstündağ)’da bu durum çok oluyor. Bu tür bir samimiyeti orada da görmek isteriz.

7) Panos Pachatouridis, Google Güneydoğu Avrupa ve Büyük Sahra Afrika Stratejik Ortaklıkları, “Delight your Multi Screen Audience”

Pachatouridis’in(Paşa torunu gibi bir şeyden geliyor olabilir mi acaba?) sunumu teknik bir aksaklık yüzünden biraz gecikti. Sunumu kendi bilgisayarından oynatılmalıymış. Sunumda öyle gizli bir bilgi de yok aslında; çok güzel bir şekilde başka şekillerde aktarılabilirdi. Sunumda dışarıdan edinemeyeceğiniz bir bilgi yoktu.

İçeriğin videoya kaydığını söyledi Pachatouridis. Google’ın yatırımları da bu şekilde yoğunlaşıyor. AdWords ve AdSense modellerinden sonra YouTube reklamlarına da ciddi bir şekilde alan ayırıyorlar. Bu alanı büyütmeye kararlılar. Google Video’yu bırakıp YouTube’u satın almalarının yıllar sonraki anlamı şu an bu. Videoların gitgide bize yaklaşmasına hazırlanın. Üzerimize üzerimize de gelebilirler.

Pachatouridis’in bir yaşında kızı iPad üzerinde yaptığı hareketleri diğer cisimlere de uyguluyormuş. Onun için bir dergi, çalışmayan bir iPad demek dedi. Dergiye dokunduğu bir video izledik, dergide hareket olmaması onu şaşırttı. Böyle bir nesil geliyor; hazır mıyız? Biz daha disketi nasıl anlatacağımızı bulamamışken dergileri nasıl anlatacağız acaba?

8) Deniz Güven, Garanti Bankası Şubesiz Bankacılık Birim Müdürü, “Finansal Servislerde Mobil ve Dijitalin Kullanımı”

Bu sunum gerçekleşmedi. Nedeni duyurulmasa da eski bir bankacı olarak tahmin edebiliyorum. Muhtemelen iki üst yöneticisi olan GMY tarafından bir toplantıya çağrılmıştır. Frank Cooper hayır demeyi öğütlüyor ama birçok sebepten dolayı kimse hayır diyemiyor. Yoksa kim özverili bir çalışan olarak görünecek? Bakın, bu kadar kişiye ulaşma şansını bile tepmiş oldu Deniz Güven.

Katılamama nedeninin etkinlik tarafından açıklığa kavuşturulması iyi olabilirdi. Neyse, Deniz Güven gelmeyince bir çay molası vermiş olduk.

9) Eric Whitacre, “Connectivity and Creativity”

brandtalks-eric-whitacre-monash-edu-au-artsonlineEric Whitacre Grammy ödüllü bir sanatçı olarak gerçekten acayip bir kafada. Kötü anlamda değil. Olduğu yer çok güzel olmalı. Notalar ve partisyonlar arasında kayboluyor, kendini kaybediyor. Bu katharsis hâli muhtemelen ruhuna çok iyi geliyordur.

Kendisi bir hayranının ona ulaşma çabasından aldığı ilhamla sanal korolar oluşturmuş. Onların aynı hızda şarkı söylemesini sağlamak gibi zorlukların üstesinden bir şekilde gelmiş.

Bach ve Beethoven’dan da bahsetti Whitacre. Bach, eserlerine Bach’ın Almanca olarak notalarla ifadesini bir imza olarak küçük bir şekilde yerleştirirmiş. Beethoven’un da her insan gibi çok debelendiğini belirten Whitacre, bu mücadeleyi tanrıyla bir bilek güreşi yapmaya benzetti.

Mevzu mükemmellik, sanat, estetik gibi şeylere kayınca Altın Oran ve Fibonacci Dizisi ortaya çıkmasa olur mu, tabi ki çıktı. Zorlasam bende bile altın oran çıkabilir. Apple, Fibonacci Dizisine takıntılıymış. Ama ne bileyim, neyin neye oranını altın oran hâlinde tutmaya çalışıyoruz ki? Apple görsellerine konulan şeylerde birbirinden ayrı alanlar vardı mesela. Hulusi Derici orada olsa Twitter’da da yazdığım gibi “Size Altın Oran satmaya çalışanlara kanmayın!” derdi diye düşünüyorum.

RezonansKoro ile birlikte Octavio Paz’ın La Lluvia şiirinden uyarlanan eseri sergilediler. Sonrasında da Divane Aşık geldi. Sabah Pelin Özkan paylaşmıştı, jeton bu noktada düştü tabi. 🙂 Tüm koroya, koronun şefi Burak Onur Erdem’e ve dostum Masis Aram Gözbek’e tebriklerimi bildiriyorum.

Etkinliğin bitişine yaklaştığımda açıkçası üzüldüm. Son günlerde etkinlikle yatıp etkinlikle kalktım diyebilirim. Etkinliği hem kendim hem de Brand Talks dostları için takip etmekle birlikte gecesinde de burada yorumladım. Elimden oyuncağım alınmış gibi oldum diyebilirim. 🙂 Ama bizi takip eden, dinleyen, destek olan herkese bir kez daha teşekkür etmek isterim. Umarım Brand Week İstanbul’u sizin için daha faydalı ve güzel bir hâle getirmeye yardımcı olabilmişizdir.

Brand Talks’u takip etmeye ve katkılarınızla sinerjiye destek olmaya devam etmenizi diliyorum.

Saygı ve sevgilerimle,

Berker Pandır

Not: Yazı biterken Feder-Goodbye feat. Lyse çalıyordu. 🙂 Bu şarkıyı tekrarlatıp zirvedeymiş gibi yazıyı okuyabilirsiniz. http://youtu.be/RO4_g2wmFpA