Geçen sene Cannes 2016’yı değerlendirdiğim “Cannes Lions Yaratıcılık Festivali 2016’da “En”lerimiz” yazısında benim için “en tehditkar”ın, yapay zekanın (AI) akıl almaz bir hızla gelişmesi olduğundan bahsetmiş ve yazımı “Bakalım bundan bir yıl sonra hayatımızda neler değişecek. Bakalım seneye gördüğümüz neye inanamayacağız?” sözleriyle bitirmiştim. Şu an geri dönüp bakınca, geçen sene festivalden edindiğim en büyük korkunun bu sene geleceğe dair en büyük umuduma dönüşmesini izlemek gerçekten inanılmaz oldu. Ne de olsa değişen varlıklarız değil mi?…

Peki, yapay zeka ile ilgili genel algıdaki bu değişimin sebebi ne?

Yapay zeka, Cannes Lions 2016’da genel olarak, korkulu bir rüya tadında, insanlığın elinden tüm yeteneklerini çalacak ve tüm insanlığı vasıfsız birer parazite çevirecek gibi resmedilmişti. Belki gerçekten ‘yenice’ olan yapay zeka kavramının yeteneklerini ve yapabileceklerini tam olarak kestiremediğimizden, belki çok gelişmesi durumunda ona karşı koyacak teknolojiye sahip olmadığımızı düşündüğümüzden ve belki de boynuz elbet bir gün kulağı geçer endişesinden (ki bu hala geçerli, 2020’ye kadar geliştirilen yapay zekanın insan beyninden çok daha üstün olacağı öngörülüyor), yapay zeka ve türevleri hep kısmi distopyalara yol açacak gibi bir algı hüküm sürüyordu. Ancak 1 senede çok şey değişti…

Moore Yasası‘nın geçerliliğini koruduğu bu bir sene içerisinde, dijital veri kullanımı ve teknolojik üretim-tüketim katlanarak artmaya ve yapay zekanın yanı sıra çevremizdeki tüm teknoloji ürünleri de daha ucuza çok daha gelişmiş olarak üretilmeye ve pazara sunulmaya devam etti. Bu, değişmeyen ama çok şeyi değiştiren bir faktör olarak ele alınabilir. Değişen ana faktör ise, yapay zekaya ve teknolojinin hızlı gelişimine karşı insanların tutumu olarak düşünülebilir.

Evet, 2016 insanlığın en güzel yanlarının ortaya çıktığı bir sene değildi belki, ama yaşanan onca trajediye karşın insan çok güzel bir farkındalığa da bu sene içinde zihin kapılarını açtı: geleceğin insanı, robotlar ve teknoloji tarafından ele geçirilip sömürülmek için değil, en başından beri teknolojiyi geliştirmekteki temel amacını sürdürmek, yani teknolojinin gücüyle daha iyi bir versiyonuna geçiş yapabilmek için bu gelişmelerle bu kadar zaman harcıyor. Daha kısa ifade etmek gerekirse, ileride robotlar mı insanlar mı iş yapacak tartışması yerini cyborglara bırakacak, yani robot uzantılı insanlara.

Teknoloji gelişirken ve gün geçtikçe insandan daha iyi işlem yapabilen ve daha yaratıcı düşünen bir hal alırken (örn. IBM’in yapay zekası Watson’ın son harikası, çok nadir görülen bir kanser türüne diğer hiçbir doktorun aklına gelmeyen tamamen yeni ve daha önce yer yüzünde denenmemiş olan bir kemoterapi karışımı yaratarak hastayı kurtarması (benzer örneklere de buradan ulaşabilirsiniz.), insanların yabana atılma korkusu artıyor-du. Ancak insan, gelişmelerin takip edilemez hızda olduğu bu dönemde bence doğru birşey yaptı ve durdu. Durdu, neden ürettiğini, çıkış noktasının ne olduğunu hatırlamaya çalıştı ve buldu. İnsanlığa yardım.

Bizi kısmen güçsüz kılan biyolojik bir varlık olmamız, teknoloji ve mekaniğin yardımı ile bertaraf edilebilir ve bizi daha güçlü kılacak yeniliklere ulaşılabilir diye, insanlığın belki de dünyadaki ilk gününden beri içgüdüsel olarak yaptığı inovasyon ve üretim, son yıllarda gerçekten amacına hizmet eder şekilde hayatımızı kolaylaştırmaya başladı, tek yapmamız gereken sahiplenmek. Siyah-beyaz ayrımı gibi “robot ya da insan” değil, gri gibi “cyborgları” düşünmeye başlamalıyız ve Cannes Lions 2017’de de birçok konuşma ve başarılı işte sıkça vurgulandığı üzere, bunu yapmaya başladık. Cannes Lions 2017 Festivali süresince insan-robot ayrımını yıkıp, “robot insan” kavramını öne çıkaran bazı çalışmalar şu şekildeydi:

1-IBM Watson: IBM’in yapay zekası olan Watson’ın sadece sağlık alanında değil, sanat ve tasarım alanında da birçok girişimi var. Watson’ın en yeni tasarımlarından biri, MetGala 2016’da insan doğasını ve teknoloji ile etkileşimini baz alarak moda evi Marchesa ile oluşturduğu renk değiştiren elbise. Yarı insan yarı yapay zeka tasarımı bu elbise, gece boyunca Twitter üzerinde MetGala hakkında yapılan tüm gönderimlere bağlı, anlık analiz ile renk değiştirecek şekilde üretildi ve aslında o gece MetGala ile ilgili yorum yapan herkes bir şekilde MetGala 2016’da kendini göstermiş oldu.

 

2- Microsoft Hololens: VR (virtual reality)  + AR (augmented reality) = MR (mixed reality). VR’ın yükselişinden sonra bu sene yeni bir boyut kazandığının kanıtı olan en iyi örneklerden biri Hololens. VR gözlüğü sensörlerinin hepsini normal camlı bir gözlüğe yerleştirerek hem gerçek hayatta önünüzde bulunan şeyleri görebilmenize imkan verirken, hem de bu önünüzde kanlı canlı varolan nesnelerin içini görme, üzerinde varsayımsal değişiklikler yapma veya uzaktan birinin size yardımcı bir hayalet gibi direkt önünüzde duran nesneyle etkileşime girmenizi sağlıyor!

 

3- Nike Unlimited Stadium: Burada aşamayacağın tek limit sensin! Singapur’da Nike’ın teknolojiyi belki en basit haliyle kullanarak büyük bir anlam yarattığı ve insanın tek gerçek limitinin ve geçmesi gereken tek rakibinin sadece ve sadece kendisi olduğunu gözler önüne serdiği Unlimited Stadium’u koşuculara bir parkur sağlıyor. Koşucunun ayakkabısına yerleştirdiği basit bir verici sayesinde parkurdaki ilk turu kayda alınıyor ve sonraki turlarında bu geçmiş turundaki kendisi yanında led bir karakter olarak beliriyor ve koşucuya kendisiyle yarışma imkanı sağlıyor.

 

4-Google Sheep View: Cyborg derken, sadece robot insanları düşünmediniz değil mi, pek tabii gelecekte bizi robot koyunlar da bekliyor olacak. Faroe Adası’nın zorlu yollarından dolayı Google streetview’un uğramadığını fark eden turist merkezinde çalışan adalılar, adada insan sayısının 2 katı olan koyun sayısını bir avantaja çevirmeye karar vermiş ve adada serbestçe dolaşan koyunlara 360 derece görüntü sağlayan kamera takarak kendi Streerviewlarını kendileri yaratmışlar.
İşte, ada turizmine katkıda bulunan robot koyunların hikayesi:

 

5- Baidu ve AI gözlüklerle “Seni Yeniden Tanıyorum” (Know You Again): Alzheimer henüz tedavisi bulunamamış bir hastalık ve Çin’de bu hastalığa sahip 9 milyon kişi var. Baidu, Alzheimer hastalarını belki iyileştiremiyor ama, yarattığı gözlükle hastaların ve hasta yakınlarının hayatını kolaylaştırıyor.

 

6- Smart Bell: Teknolojinin hayat kurtarıcı basitliği. Polonya’da 5 milyonu aşkın bisiklet sürücüsünün otomobiller arasında verdiği ölüm kalım savaşından ölümü men edip, kalımı sağlayan bisiklet zili:

 

Yapay zeka, gelişen teknoloji ve dijital ürünlerin günlük yaşamımızda artık her saniye kullanımda olması ele alındığında, kendi kolaylığımız için ürettiğimiz teknolojiye karşı savaşımız (ve korkumuz) aslında çok da anlamlı değil. Cannes Lions 2017’deki konuşmalar ve işlerden de görülebileceği üzere, büyük şirketler bu savaşı çoktan bitirip, robot insanlığın önünü açmış durumda. Sanırım bu noktada cyborgların önünde tek bir engel var, önyargılarımız, ama onlar da bu tarz güzel örnekler sayesinde kolay yıkılacağa benziyor, ne dersiniz?